Türk Birliği Artık Geri Dönüşü Olmayan Bir Gerçektir

Azer Hasret

2009. yılın Eylül ve Ekim ayları Türk Dünyası`nda yoğun bir trafiğin yaşanmasına tanık oldu. Aslında bu trafiğin merkezinde Azerbaycan vardı. Önce Eylül ayının sonu için Bakü`de TürkPA`nın (Türkçe Konuşan Ülkelerin Parlamenter Assemblesi) daha somut baza oturtulmasına karar verildi, ardından da Ekim ayının 2-3`de Nahçıvan`da gerçekleşen Türk Zirvesi`nde Türkçe Konuşan Ülkelerin İşbirliği Sazişi imzalanarak resmen yeni bir birlik oluşturulmuş oldu.

TürkPA anındaca kesin adımlar atarak bunun gerçekten hedeflenmiş bir birlik oluşturulması çabası olduğunu tespit etti. Yâni merkez Bakü olmakla TürkPA`nın sekreterliği kurulmasına karar verildi, artı TürkPA Genel Sekreteri de atanmış oldu. Artık Türk Dünyası`nın azından dört bağımsız devleti olan Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye`nin katıldığı TürkPA`nın somut olarak görevlendirilmiş yetkilisi var. Yâni birilerinin başvurması gerektiğinde nereye ve kime başvuracakları doğru dürüst bellidir.

Aynı fikirler Türk Zirvesi sonuçları için de geçerli. Burada hattâ üye ülkelerin – yine de Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye`nin belli bir miktarda üyelik aidatı ödemesi hakkında da karar alındı. Bir az küçük görülebilecek rakam olsa da (bir yıl için 300 bin Euro) kesin bir şekilde üyelik aidatının ödenmesi en azından devamlı olarak bir şeylerin yapılacağı anlamına gelmektedir. Demek ki, haraket başlamıştır. Demek ki, uzun süreden sonra Türk Birliği gerçekleşmenin ilk somut adımlarını atmıştır.

Ama birilerine göre bu birlik ilerleyebilecek ve somut sonuçlara varacak halde değildir. Çünkü burada bağımsız Türk Devletleri`nin en azından üçü – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), Özbekistan ve Türkmenistan yer almamıştır. Türkmenistan Türk Zirvesi`ne gözlemcisini gönderirken Özbekistan görmezlikten gelmiş, KKTC ise davet edilmemiştir. Artı Birliğe katılan ülkeler arasında ortak dil sorunu çözülmemiştir. Hattâ birileri Türk Zirvesi`nde rusçanın ortak dil gibi kullanıldığını iddaa etmekteler. Halbuki orada bulunan her kes görmüştür ki, toplantıda ortak Türkçe kullanılmasa da katılımcılar Türkçe`nin kendilerine ait ağızlarında konuşmuşlar – Azerbaycan, Kazak, Kırgız, Türkiye ve Türkmen Türkçesi`nde. Eğer bu ülkelerde konuşulan ağızları gruplarsak Azerbaycan, Türkiye ve Türkmenistan`da konuşulan dillerin karşılıklı olarak rahat anlaşıldığı, ayni hâlin Kazak ve Kırgız dilleri için de kendi aralarında geçerli olduğunu tespit edebiliriz. Yani birilerinin iddaa etdiği gibi beş ülke beş ayrı dilde değil, ortak Türkçe oluşmadan bile yalnız iki farklı Türçe`de konuşuyor. Tabii, zaman geçir, gün gelir, bir zamanlar ortak olan dilimiz yine de ortak olur.

Her şeye rağmen Türk Birliği`nin temeli atılmıştır. Yani artık Türkçe Konuşan Ülkeler arasında bir saziş imzalanmış, belli bir miktarda aidat ödenmesi kararı alınmış, gelecek yılda bu Birlik adına toplantıların düzenleneceği yerler belirlenmiştir – TürkPA için Astana ve Türk Zirvesi için Bişkek. Demek ki, önceden karar alınması birlik toplantılarının devamlı olacağından haber veriyor. Artı Aksakallılar Konseyi, Türksoy Fonu, Türksoy Akademisi gibi oluşumların da kurulması öngörülmektedirse, demek ki, Türk Birliği treni artık yola çıkmıştır. Yine de birileri Türk Dünyası`nın sorunları ve ortak çıkarlarına ilişkin somut kararların alınmadığının altını çizebilirler. Meselâ, Azerbaycan`ı yıllardır zor durumda tutan ermeni işgali, Türkye`nin başağrısına dönüşmüş asılsız ermeni iddaaları gibi konularda Türk Birliği karar almamışsa, demek ki, verimli değildir. Aslında şimdilik böyle düşünenler haklı gözükebilirler belki. Ama ilk adımdan bize karşı olan güçleri harekete geçirebilmesi açısından böyle kararların alınmaması daha doğru bir tavırdır. Yani bir gün gelir, Birlik tam gücüyle harakete geçer ve aldığı kararlar da tam tamına geçerli ve uygulanabilir olur. Bunu zamana bırakalım.

Şimdi de gelelim Türk Birliği`nin gerçeğe dönüşemeyeceyine inananlara. Onlara göre, Türk Birliği, meseala, Avrupa Birliği gibi olamaz. Yani Türk ülkeleri günümüz Avrupa Birliği`nin siyasal ve ekonomik güçü, sınır, gümrük ve dış politika gibi ortak hareket noktalarını oluşturamamışlardır. Artı, Türk devletleri arasında her kes tarafından kabül görebilecek ortak dilin hâlâ ortada olmaması bizim Avrupa Birliği tipinde bir birlik oluşturmamızı engeller. Buraya bir alfabe sorununu da ilave edersek tam bir çıkmaz içindeyiz demek ki. Tabii ki, birilerine göre.

Ama aslında öyle değildir. Çünkü bugünkü Avrupa Birliği ilk başlardan hazırda var olan Avrupa Birliği olmamıştır. Yani onun kurulması elli yıldan fazla bir süre içermiştir. Avrupa Birliği`nin temeli sayılan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu 1951 yılında altı ülke – Almanya, Fransa, İtalya, Belçika, Niderland ve Lüksemburg`un katılımıyla atılmıştır. Ardından da 1957 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu kurulmuştur. 25 Mart 1957 tarihinde imzalanan Roma Antlaşması ile kurulan Topluluk, altı kurucu üye ülke arasında, “ekonomi politikalarının yaklaştırılmaları yoluyla bir ortak pazarın kurulmasını, ekonomik faaliyetlerin uyum içinde gelişmesini, dengeli ve sürekli bir gelişme sağlanmasını, istikrarın artmasını, üye ülkeler arasındaki ilişkilerin daha sıkılaştırılmasını” (Wikipedia`dan alıntıdır) öngörmekteydi. Roma Antlaşması ile beraber aynı günde hem de Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu`nun kurulması kararı alındı. Hele bir dahası da var. 7 Şubat 1992 yılında bugünkü hâliyle algılayabileceğimiz Avrupa Birliği`nin resmen kurulmasına karar verilmiş oldu. Yukarıda adı geçen her üç topluluğu da içine alarak bir bakıma yeni bir devletler ittifakı oluşturulmuş oldu. Bakın, bu olay Sovyetlerin çökmesinden hemen sonra kendine yer aldı. Genellikle Batı Avrupa ülkelerini içine alan Avrupa Birliği ilerleyen yıllarda Sovyet sömürgesinden kurtulmuş Doğu Avrupa ülkelerini de kapsamakla günümüz için 27 devletin birleştiği 500 milyonluk nüfusa sahip büyük bir ekonomik ve siyasal güç haline gelmiş oldu. Hattâ üye ülkeler arasında gümrük prosedürlerinin sadeleştirilmesi, sınırların neredeyse kalkmış gibi olması, insanların rahat bir şekilde seyahat edebilmesi için her türlü imkanların sağlanması bu birliğin insanca yaşamak açısından ne kadar faydalı olduğunu tespit etmektedir. Artı, bu birlik içindeki ülkelerin insan haklarına özel olarak değer vermesi onun hâlâ uzun süre devam edebileceğinden haber vermektedir.

Avrupa Birliği`nin yukarıda özetlediğimiz pozitif yönleriyle beraber hem de gelecekte üye ülkeleri bir-birine karşı koyabilecek tarafları da vardır. Meselâ, diyelim ki, bu ülkeler arasında dil birliği yok halindedir. Bir tarafta ingilizler, bir tarafta fransızlar, öbir tarafta almanlar, doğuda ise tam-tamına slavlar olmakla Avrupa Birliği dil ve hattâ kültür açısından farklılıkların toplaştığı bir kurumdur. Yani birileri bir gün bu kurumu Sovyetler gibi çökertmek isterse, kullanması için çok imkanlar şimdiden vardır. Bir gün gelir, Avrupa Birliğinin ekonomisi aksar, bakalım dünyayı idare eden güçler Avrupa Birliği`nde nasıl çatışmalar çıkarırlar. Yani demek istenen şu ki, Avrupa Birliği dil ve kültür gibi temel esaslara değil, ekonomik ve bir sürü politik yöntemlere dayalıdır ki, bu yöntemler de insanları bir yerde tutabilmek için her zaman yeterli olmayabilir.

Gelelim yine de Türk Birliği`ne. Türk Birliği Avrupa Birliği`nden farklı olarak suni değildir ve olamaz da. Çünkü Avrupa ülkelerinden farklı olarak Türk ülkeleri aynı milletin ülkeleridir. Tabii, bu ülkelerde farklı ağızlar konuşuluyor olabilir. Ama geçmiş açısından ve hattâ günümüz açısından kültür ve dil, artı din ortaklığımız bile var. Yâni Türk Birliği`nin temelleri atılacağı taktirde (aslında artık atılmış durumdadır) insanlarımız arasında ilişkilerin derinleşmesi kisa bir süre içinde kaynaşmaya, hattâ ortak dilin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu Birlik kurulduğu zaman onun dağılması söz konusu olamaz. Yani Türk Birliği Sovyetler gibi, yahut da Avrupa Birliği gibi sun`i olmadığı için onun kurulması zor olduğu kadar dağılması ondan da zor olur. Artı, Rusya`nın beklenen çökmesiyle daha yeni bağımsız Türk Devletleri de bu Birliğe zaten hazır durumda olurlar. Çünkü hakim rus yöneticiliğinin rus olmayan milletler, özellikle de Türk milleti üzerindeki artan baskısı bu ülkeyi mutlakâ bir gün Sovyetler gibi çökertecektir. Bir zamanlar Müstafa Kemal Atatürk`ün Türkiye`yi Sovyetlerin çökmesi sonucu ortaya çıkacak bağımsız Türk Devletleri`yle ilgili hazır olma konusunda uyarısı günümüzde Rusya`nın çöküşü sonucu bağımsızlık kazanacak Türk devletleri için de geçerli. Ama şimdi uyarılacak sadece Türkiye değil, azından yedi bağımsız Türk devletinin her birini içine alacak Türk Birliği`dir. Yani bir gün gelir, Rusya içindeki Türk devletleri bağımsızlığına kavuşursa (ve mutlakâ kavuşur), o zaman onların ayakta durabilmesi için sorumluluk Türk Birliği`ne düşer.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, Türk Birliği`nin kurulması için bir az gecikme ile ilkin adımlar atılmıştır ve yola çıkılmıştır. Önümüzdeki yıllar içinde bu Birliğ`e hâlâ katılmamış KKTC, Özbekistan ve Türkmenistan`la ilgili sorunlar çözülmeli, ardından da Rusya`nın dağılmasını beklemeden bu ülke içindeki Türk toplulukları ile ilişkilerin derinleştirilmesi için çaba harcanmalıdır. Çünkü Türk Birliği artık geri dönüşü olmayan bir gerçektir.

Oxunma sayı: 38386
Share

1 Comment to "Türk Birliği Artık Geri Dönüşü Olmayan Bir Gerçektir"

  1. Yusuf KARAHAN's Gravatar Yusuf KARAHAN
    9 June 2010 - 21:34 - 21:34 | Permalink

    Yüce Allah, yolumuzu daima açık eylesin.Her Türk’ün en büyük hayali olan Türk birliği inşallah tam manasıyla kurulacak ve cihan, Türk’ün adalet güneşiyle huzur bulacaktır.Allah’a sonsuz şükürler olsun ki, Türk ve Müslüman bir ecdadın ve nesilin ölümsüz neferi olmuşum.Kendini bilen her Türk, soydaşlarını,Turan sevdasını ve İslâm’ı herşeyden aziz bilmek zorundadır.Allah sizlerden razı olsun.