Günümüzde Türk Dünyası`nın Ortak Sorunları

Azer Hasret

Günümüzde Türk Dünyası dünyanı siyasal, ekonomik ve kültürel açıdan etkileyebilecek daha uygun bir duruma gelmiştir. Sovyetlerin çöküşü ile ortaya çıkan daha beş bağımsız Türk devletinin Türkiye gibi dünya güçlerinden biri olan devletin ve yavru vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti`nin yanında yer alabilmesi yeni fırsatlar ortaya çıkarmıştır. Bir zamanlar büyük Gazi Mustafa Kemal Atatürk`ün öngördüğü gibi kırmızı Sovyet-Rus imparatorluğu çökünce ortaya çıkan yeni bağımsız Türk devletleri kendileri ile bir dizin sorun da getirdi. Artı Türkiye`nin uzun süre tek bağımsız Türk devleti olma açısından üzerine düşen vazife yine de bağımsızlığını kazanacak yeni Türk devletlerine sahip çıkmaktı. Tabii, Türkiye`nin bu işin üstesinden tam olarak geldiğini söyleyemeyiz, ama hem de onun yeni bağımsız devletlerimizi unuttuğu da söylenemez. Elbette ki, Türkiye`nin yapacağı, yapması gereken işler besbelli vardır. Ama aynı zamanda bizim de, yani bağımsızlığına yeni kavuşmuş Türk devletlerinin de üzerinde birlik ve beraberliğimiz için yapılması gereken vazifeler vardır.

Günümüzde öyle bir aşamaya gelmiş durumdayız ki, Türk Dünyası`nın birlik olması zorunluluk haline gelmiştir. Yani Türk Devletlerinin Avrupa Birliği tipinde bir birlik oluşturması bir ölüm-kalım meselesine dönüşmüş gözüküyor. Birlik olamazsak kurtuluşumuz yok demektir. Çünkü birleşemeyen Türk devletleri tek tek başkaları tarafından ezilmekte, çiğnenmekte devam edecektir. Hala bağımsızlığını kazanamamış topluluklarımız da bunun eziyetini çekmek zorunda kalacaktır. Nasıl ki, günümüzde Doğu Türkistan`da, Tataristan`da, Başkurdistan`da, Batı Trakya`da, Borçalı`da, Güney Azerbaycan`da, Bulgaristan ve bu gibi çoğu Türk yurdlarında Türk milleti işgalci güçlerin baskıları altında yaşamak zorundadır. Bazen birileri, mesela, Tataristan`da olup bitenlerden kaygılanmaya bilir. Yahut da Doğu Türkistan`daki olayları görmezlikten gelmek isteyebilir. Hiç Gürcistan`da Azerbaycan Türkleri`nin yoğun yaşadığı Borçalı bölgesinde müslüman köylerine haç dikilmesi, veya caminin yerinde kilise dikme çabaları da birilerini rahatsız etmeyebilir. Aynı şeyin Batı Trakya`da yer alması, ardından da Türk konsolosunu bölgeden çıkarma çabalarının meydana gelmesi veya Bulgaristan`da Türkçe haber yayınına yasak getirme çabaları da aynı türdendir. Eski sovyet diktatörü Stalin`in bir zamanlar göçe tabi tuttuğu Ahıska, Kırım, Karaçay ve Malkar Türkleri`nin çektiği çileler de kimileri için sıradan bir şey sayılabilir. Irak`taki aziz kardeşlerimiz Türkmenler`in neredeyse görmezlikten gelerek haklarının çiğnenmesi, Kerkük`ün, başka Türkmen şehir ve köylerinin nufusunun Arap veya Kürt gibi kayıtlara geçirilme çabaları da insanları yerinden oynatmış olmayabilir. Güney Azerbaycan`daki 30 milyonu aşkın Türkler`in ana dilinde bir tane bile okulunun yokluğunu da birileri görmezlikten gelmek isteyebilir. Ama biz isteyemeyiz. Tüm bunlar bizim sorunlarımızdır. Hem de ortak sorunlarımız. Türk Dünyasının ortak sorunları.

Evet, tüm bunlar günümüzde Türk Dünyası`nda olup bitenlerdir. Aslında bitenler demek yanlış olur. Hala devam etmekte olanlardır. Böyle olaylar, bu tür baskılar yıllarca devam etti, yine de devam etmeyeceği ile bağlı bir garantimiz de yok. Peki, durum böyleyken ne yapabiliriz? Yani kurtuluşumuz nerede?

Bana göre ve temsilcisi olduğum Yedi Devlet Bir Millet Kültür ve Dayanışma Derneği`ne göre Türk Dünyası`nın ve tüm dünya Türkler`inin tek kurtuluş çaresi hiç beklemeden Bağımsız Türk Devletleri Birliği`nin kurulmasıdır. Hiç bir devletin hakkını çiğnemeden ve bağımsızlığını gözardı etmeden ortak çıkarlarımızın karşılanması için birlik olmak zorundayız. Çünkü birlik olamazsak yine de bir-birimize karşı olabiliriz. Yine de kardeşken düşman gibi bile davranabiliriz. Yakın tarihimizde böyle davranışların yer aldığı her halde kimseye sır olmasın gerek. Sovyetlerin çökme zamanına tesadüf eden Fergane olayları her kesin hatırladığı tatsız olaylardır. Aynı soydan, aynı kökten olan Özbek kardeşlerimizle Ahıska Türkleri kardeşlerimiz arasında yaşananlardan muhakkak Türk birlikteliği zarar görmüştür. Veya bir zamanlar Azerbaycan topraklarını işgal etmiş ve sürekli olarak Türkiye`ye karşı asılsız soykırım iddaalarını ileri süren Ermenistan`a gezisi sırasında Kırgızistan Cumhurbaşkanı sıfatında Erivan`daki sözde ermeni soykırım anıtına çiçek bırakan tek Türk Cunhurbaşkanı Askar Akayev`in davranışları tüm dünya Türk kimliğine zararlı olmamış mıdır? Eski Cumhurbaşkanı Saparmırat Türkmenbaşı döneminde Türkmenistan ve Azerbaycan arasında yaşanan tatsız olaylar, ülkelerimizin neredeyse düşman haline gelmesi hiç akıllardan çıkacak şey değil. Buraya Özbekistan`la Kırgızistan arasındaki sınırlarda ara-sıra yaşanan arbedeleri de eklersek ne yaptığımızın, neden böyle yaptığımızın farkında olmadığımız ortaya çıkar.

Türk devletleri arasındaki tatsız olayların en sonuncusu da bir milletin iki devleti olan Türkiye ile Azerbaycan arasında yaşandı. Türkiye`de “sınır krizi” diye bir şey ortaya çıktı. İşgalci Ermenistan`la Türkiye arasında ortak sınır kapılarının açılması konusunda tartışmalar başlanınca Azerbaycan`da haklı kırgınlık yaşanmaya başladı. Türkiye Başbakanı sayın Recep Tayyip Erdoğan 2009 yılının Mayıs ayında Bakü`ye yaptığı gezi zamanı Azerbaycan Milli Meclisi`nde bir konuşma yaparak “Azerbaycan`ın işgal altındaki toprakları azad edilmedikçe Ermenistan`la sınırı açmayız” diye söz verdi. Ama geçen ay (10.2009) İsviçre`nin başkenti Zürih`te Ermenistan ve Türkiye dış işleri bakanları bir araya gelerek sınır kapılarının açılmasını da öngören protokolleri imzaladılar. Sınır hala açılmadı, ama insanlarımızın sinirleri bozuldu. Hem Türkiye`de, hem de Azerbaycan`da insanlar ayağa kalkarak ermeni açılımına hayır dediler. Sınır krizine bir de bayrak krizi eklenince ortalık bayağı karıştı. Ekim ayında Bursa`da Türkiye ve Ermenistan milli futbol takımları arasında oynanan maça Azerbaycan bayrağının sokulmasına getirilen yasak yine de hem Türkiye, hem de Azerbaycan`da insanları yerinden oynattı. Türkiye`de birileri bir yanlış yaptı. Azerbaycan`da da bu yanlışa başka bir yanlışla cevap verilmesi sinirleri bayağı gerdi. Bakü`deki Türk Şehitleri anıtındaki Azerbaycan ve Türkiye bayrakları kaldırıldı. Büyük bir saygısızlık yapılmış oldu. Hatta birileri daha ileriye giderek halklarımız arasında ayrılık tohumları sepmeğe kalkıştılar. Türkiye`yi hain bile ilan etmeye çaba gösterdiler. Ama şükürler olsun ki, bu kriz de aşıldı. Hem Azerbaycan, hem de Türkiye insanlarının sağduyulu davranışları sonucu bayraklar yeniden yerine dikildi, Türkiye ve Azerbaycan arasındaki bayrak soğukluğu aradan kalkmış oldu. Ama tabii ki, “sınır krizi” hala sonuna gelmiş değildir.

Türk Dünyası`nın yukarıda sadaladığım sorunlarının yanısıra dil ve kültür açısından da çözümünü beklemekte olan sorunlarımız vardır. Bunlardan en önde geleni alfabe sorunudur. 1926-cı ilde Bakü`de yapılan Türkoloji Kurultayında Türk halklarının Arap alfabesinden Latin alfabesine geçmesi kararı alınmıştı. Bunun ardınca da 20. yüzyılın 20. yıllarının sonuna doğru Türk halkları neredeyse tam olarak Latin bazlı alfabe kullanmaya başlamış durumdaydı. Ama maalesef, Stalin döneminde, yani 30. yılların sonuna doğru Türk halklarının Latin alfabesi kullanımı yasaklandı ve Ruslar gibi Türkler de Kiril alfabesi kullanmaya zorlandı. Hem de bu alfabe Sovyetlerin farklı bölgelerinde yaşayan Türkler için farklı şekilde tatbik edilmeğe başlandı. Tabii ki, istenen Türk milletinin birlik ve bütünlüğünü tam olarak yıpratmaktı.

1991`de Sovyetler`in tam olarak çökmesinin ardından bağımsızlığına kavuşan Türk Cumhuriyetleri yeniden alfabe sorununu gündeme getirdiler. Hatta birileri ileri bile giderek Latin alfabesine geçilmesi için yasa çıkarttılar. 1993 yılından başlayarak bu cumhuriyetlerde Latin alfabesi resmen kullanıma girdi. Ama maalesef ki, bu süreç uzadıkça uzadı ve günümüzde beş eski Sovyet Türk Cumhuriyetinden yalnız ikisi – Azerbaycan`la Türkmenistan sorunu tam olarak çözmüş durumdalar. Özbekistan`da sorunun neredeyse 2012 yılında çözülmesi beklenmekteyken Kazakistan ve Kırgızistan hiç ileri gidemedi. Aslında Kazakistan`da bu yönde adımlar atılmaktadır, ama bize göre yeterli sayılacak kadar değil.

Rusya işgali altında kalmakta devam eden Türk Cumhuriyetlerinden Tataristan da resmen Latin alfabesi kullanmaya başladı. Ama geçen yıl (2010) Rusya`da çıkartılan bir kanunla ülke içindeki halkların Kiril alfabesinden farklı alfabe kullanması yasaklandı. Yani bununla da Rusya toprakları içindeki Türkler`in dış Türkler`le alfabe iletişiminin kesilmesine çalışıldı.

Alfabe konusunda Türk Dünyası`ının zararına olabilecek gelişmelere de değinmeden geçemiyoruz. Sorun, her devletin kendine özgü farklı alfabe tatbik etmesidir. Yani Türkiye`de kullanılan Latin alfabesi ile, diyelim, Özbekistan`da kullanılan alfabe aynı değildir. Halbuki Arap alfabesi zamanında tüm Türk halklarının alfabesi şekil açısından aynıydı. Umarım bilim ve devlet adamlarımız bu konuda daha çabuk ve duyarlı davranırlar.

Daha bir konu ortak Türkçe`nin hala belirlenmemesi ile ilgilidir. Bu konuda da bana göre acele edilmesi halklarımız arasındaki irtibatı daha da hızlandıra bilirdi. Yine de bana göre konuşanlarının neredeyse yüz milyona yakın olması açısından Türkiye Türkçesi ortak dil gibi tatbik edilebilir. Buraya Azerbaycan Türkçesi`ni de ilave edersek rakam nerdeyse 150 milyona yaklaşabilir. Yani 250 milyonluk dünya Türkleri`nin neredeyse yarısının daha fazlasının anladığı Türkiye Türkçesi ortak dil gibi kullanıma sokulabilir diyorum. Ama tabii ki, Türkçe`nin diğer ağızları da gözardı edilmemeli. Yani onların öğrenilerek yayılması mutlaka gereklidir.

Okullarda ortak ders kitaplarının devriyeye sokulması da çözümünü bekleyen sorunlar sırasındadır. Yani Türk Devletleri bir araya gelerek orta okullar için aynı ortak metinleri içeren kitaplar hazırlarlarsa bu, çocuklarda gelecek için birlik bilincini güçlendirmiş olur.

TürkPA`nın genişletilerek hala bağımsızlığını kazanamamış Türk Devlet ve Topluluklarını da içine alması, Türk Zirvesi`ne de aynen davet edilmesi gerekmektedir. Artı Türksoy teşkilatının daha net bir tabana oturtulması ve daha aktif düzeye geçmesiyle dil, alfabe, gerektiği zaman ortak adımlar atılması açısından harekete geçmesini sağlamak yine de sorunların çözümü için gereklidir.

Konuşma metni. 12-13 Kasım, 2009. Almatı (Alatau), Kazakstan

Azer Hasret Yedi Devlet Bir Millet Kültür ve Dayanışma Derneği Türk Cumhuriyetleri Baş Temsilcisi`dir. İletişim: Tel: +994 70 335 2795. E-posta: bilgi@yalquzaq.com. İnternet: www.yedidevletbirmillet.org.tr, www.yalquzaq.com ve www.azerhasret.com

Oxunma sayı: 25573
Share

1 Comment to "Günümüzde Türk Dünyası`nın Ortak Sorunları"

  1. Fatih Mehmet Gökçayoğlu's Gravatar Fatih Mehmet Gökçayoğlu
    23 October 2010 - 9:00 - 09:00 | Permalink

    Güzel yazınızdan dolayı sizi tebrik ediyorum. Çok güzel konulara değinmişsiniz.
    Keşke daha sıcak yakınlaşmalar yaşasak. Keşke bizim ülkemizde özellikle Azerbaycan Türklerine daha sıcak bakılsa. Benim gördüğüm tanıdığım herkes ama herkes Azerbaycanı ve insanlarını kendisinden küçük görüyor. Neden böyle oluyor anlamıyorum. Üstelik ben 3 sene boyunca Azerbaycan’da öğrenci olarak yaşamıştım. Ve orada da etrafımdaki arkadaşlarımın genelde küçümsediklerini gördüm. Halk arasında ileriye dönük Azerbaycan’ın bize olan sevgisinin daha da azalacağından korkuyorum. Bir milli maç sonrası kaybettiğimiz ve Azerbaycanın güzel bir oyunla mağlup ettiği Türkiye maçı sonrası videoların altında okuduğum yorumlar. Türkiye kanallarında yapılan o küçük düşürücü yorumlar. Bunlar neden yapılıyor? Ben Azerbaycan’ı gerçekten seviyorum. Dilerim bu tür sorunlar kısa sürede çözülür. Yoksa karamsar tabloya doğru gitmekten korkuyorum…

    Saygılarımla.